Dr. Servet Avşar

Dr. Servet Avşar

[email protected]

GÖÇE ZORLAYANLAR, GÖÇE ZORLANIR

01 Mart 2021 - 14:06

Kayseri’de Kent Türk Tv ekranlarında “Stratejik Analiz” programında, bir süredir Türk coğrafyasında yaşanan sürgün ve soykırımları konu alan programlar yapıyoruz. Bu kapsamda geçen haftaki köşe yazımda Çerkes sürgünü ve soykırımını değerlendirmiştim. Bu hafta 77 yıl önce Ruslar tarafından Kırım Tatarları’na uygulanan sürgünün acıklı hikâyesini anlatmak istiyorum.
18.yüzyılın sonlarından itibaren zorunlu olarak, Anadolu’ya göç ettirilen Kırım Tatar Türkleri, Sovyetler Birliğince ikinci kez anavatanlarından zorla kopartılarak, Orta Asya’da farklı bölgelere sürülmüştür. Sibirya’dan Avrupa’nın içlerine kadar büyük bir coğrafyaya yayılan Kırım Tatar Türkleri, bu zorunlu göçün getirdiği bütün zorlukları yaşamıştır.
18-20 Mayıs 1944’te trenlere bindirilen Tatarların büyük bir kısmı Özbekistan olmak üzere, Asya kıtasının iç bölgelerine gönderilmiştir. İçişleri Halk Komiserliği görevlileri Kırım Tatarların evlerine giderek, kendilerine vatan hainliği nedeniyle sürgün edileceklerini tebliğ etmiştir. Bu tebliğle birlikte Sovyet askerleri gecenin bir vakti, daha önceden tespit edilen evlere zorla girerek, 15 dakika içinde bulundukları yerlerin meydanında toplanmaları istemiştir.
Her aileye yanlarında 500 kilo yük taşıma hakkı verilmesine rağmen, insanların yanlarında fazla bir şey almadan evlerinden ayrılmaları istenmiştir. Evlerinden çıkarılan Kırım Türkleri bulundukları yerin meydanlarında, tarlalarda veya uygun görülen başka yerlerde toplanmıştır.
Burada toplanmış olan çaresiz Kırım Türklerine karşı, sürgünü gerçekleştiren askerlerce insanlık dışı muameleler ve taşkınlıklar yapılmıştır. Toplanan Kırım Türkleri kamyonlarla istasyonlara taşınmış ve burada kendilerini bekleyen,hayvan ve yük taşımada kullanılan dar vagonlara tıka basa doldurularak, dışarı çıkmamaları için kapıları sıkı sıkıya kapatılmıştır.
Bu vagonlarla daha önce de 23 Şubat 1944 tarihinde Çeçen ve İnguşlar sürgüne gönderilmiştir. Dünya kamuoyu 1944 yılındaki bu sürgün ve soykırımlardan yeterince bilgiye sahip değil. 23 Şubat 1944 tarihindeki bu sürgünde; 200 binin üzerinde Çeçen ve 30 binin üzerinde İnguş’un öldüğü bilinmektedir.
Her iki Çeçen ve İnguş’tan birisi hayatını kaybettiği,bu olayın ardından çok zaman geçmeden, Kırım Tatarları’na da aynı şekilde planlı ve sistemli bir sürgün yaşatılmıştır. Slavlaştırma politikaları sonucunda, gerçekleşen bu sürgün ve soykırımın sonuçlarını bir daha hatırlayalım.
Gece yarısı yataklarından kaldırılan 400 binden fazla Kırım Türkü, yaklaşık 2 -3 hafta sürecek yolculukta, başta Özbekistan olmak üzere; Urallar’a ve Sibirya’ya sürgün edilmiştir. Yaşadıkları vatanlarından kopartılarak, sürgüne gönderilen Kırım Türklerinin yerlerine, Ruslar yerleştirilmeye başlanmıştır. Bunu büyük bir başarı olarak gören Sovyet yönetimince, 19 Temmuz 1944 tarihinde düzenlenen bir törenle sürgün işlemini gerçekleştirenler ödüllendirilmiştir.
Bu ödül töreninde yapılan hesaplamada, Arabat’da yaşayan Kırım Türklerinin sürgüne gönderimden unutulduğu ortaya çıkmıştır. Azak Denizi ile Sivaş arasındaki Arabat’ında iki saat içinde boşaltılması emredilmiştir. Bunun üzerine Arabat’taki bütün Kırım Türkleri oldukça büyük ve eski bir gemiye bindirilerek, mahzene kapatılmıştır. Gemi denizin en derin yerine getirilerek, ambar kapakları açıldıktan sonra batırılmıştır. Böylelikle, Arabat köyünde yaşayan Kırım Türklerinden tek bir kişi bile kalmamıştır.
Diğer taraftan sürgünün yolculuk sürecinde, Kırım Türkleri açısından unutulması oldukça güç olaylarının yaşandığı bilinmektedir. Tıka basa vagonlara doldurulan insanlar, günlerce aç-susuz bir şekilde, en temel ihtiyaçlarını gideremeden, uzun bir yolculuk yapmıştır.
Yol boyunca birçoğu hastalanmış, özellikle de yaşlılar ve çocuklar açlığa, susuzluğa, havasızlığa dayanamayarak, hayatını kaybetmiştir. Ölenler, durulan ilk istasyonda vagonlardan indirilmiş ve defnedilmelerine müsaade edilmeden yol kenarlarına bırakılmıştı.
Susuzluk, açlık, hastalık, olumsuz hava şartları gibi sebeplerle en az 150 bini ölmüştür. Sürgünün ilk üç yılında sürgün edilenlerin %20 ile %46’sı açlık, bitkinlik ve hastalıklar nedeniyle ölmüştür. Birinci yılında ölenlerin yarısı 16 yaşını geçmemiş çocuklardı. Gittikleri bölgelerde; temiz su bulunmaması, kötü hijyen koşulları ve tıbbi yardım olmadığı için sürgün edilenler, sıtma, sarı humma, dizanteri vb. hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmıştır.
Kırımlı Tatarların büyük bölümü askerlerin koruduğu, kontrollerin yapıldığı ve dikenli telli çitlerin çevrelediği kamplarda yaşamaya mecbur edilmiştir. Buralar Stalin döneminde kurulan ve Gulag olarak bilinen çalışma kamplarına benziyordu. Buralarda yaşamaya mecbur edilen Kırım Tatarları, büyük tarım kooperatiflerinde, devlet çiftliklerinde, pamuk tarlalarında, madenlerde, inşaatlarda ve fabrikalarda çalıştırılmıştır.
Sürgün yerlerinde asgarî yaşam ve barınma imkânları olmayan Kırım Türkleri, vatanlarından uzaklaşmış olmanın verdiği acı ve hasretle büyük bir vatan davasına tutunmuşlardır. Burada bahsettiğim tüm olumsuzluklara bir de yerel halk tarafından yakıştırılan, vatan haini ve halk düşmanı suçlaması eklenince şartlar iyice zorlaşmıştır.
Diğer taraftan Kırım Türklerinden boşalan yerlere Slav halkı yerleştirerek, yarımadanın Slavlaştırması için çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Kırım’ın topraklarının, iskân ve ihya edilmesi amacıyla Rusya Federasyonu bölgelerinden;Varoj, Bryan, Orlov, Kursk, Tambov, Rostov, Krasnodar ve Stavropol ve Ukrayna’dan “dürüst ve çalışmayı seven” kolhoz işçilerinin Kırım’a gönderilmeleri için yoğun bir gayret sarf edilmiştir.
Bu amaçla, büyük bir propaganda kampanyası başlatılmıştır. Hazırlanan ilanlar ve broşürlerle göç propagandası yapılmıştır. Kırım Türklerinden boşaltılan yerlere gitmek isteyenlere, cazip gelebilecek birçok imkân sunulmuştur. Ancak, bu göç propagandasından hedeflenen beklenti gerçekleşmemiştir. Teklif sunulan kişilerde bu yönde ilgi ve alaka görülmemiştir. Bunun üzerine Kırım’ın her bir bölgesine ne kadar insanın yerleştirilmesi gerektiğini belirten özel talimatnameler hazırlanmıştır.
Hazırlanan talimatnamelerde; Kırım’a göçmeyi reddedenler hakkında, Almanlara hizmet suçundan ceza verileceği ifade edilmiştir. Bu kapsamda; 1944 tarihinden itibaren Kırım’a yerleştirilmek üzere yaklaşık 101.707 aileden 406.828 kişi getirildiği anlaşılmaktadır. Bunlardan; 162.096 kişinin Rusya Federasyonundan, 244.734 kişinin ise Ukrayna’nın çeşitli bölgelerinden Kırım’a gönderilmiştir. Ayrıca Kırım’daki Türk kültürünün izlerinin ortadan kaldırılması için sistemli bir çalışma yürütülmüştür. Bütün bu açıklamalarımızdan da anlaşılacağı üzere, Kırım Türklerinin sürgününü çok önceden planlanmıştır. Tamamen Kırım’ın Slavlaştırılmasını hedefleyen planlı bir harekettir.
Sonuç olarak söylememiz gerekirse; Ruslar’ın tarihi emelleri doğrultusunda gerçekleştirilmiş olan büyük sürgünden günümüze 77 yıl geçmesine kadar, kardeşlerimizin uğradığı haksızlıklar giderilmiş değildir. Kardeşlerimiz, millî kimlik ve bekasını sonsuza kadar yaşatabilmek için, her türlü baskı ve zulme göğüs germiştir. Ancak, Türklüklerinden ve diğer bütün kutsal değerlerinden hiçbir şekilde ödün vermemişlerdir.
Gelinen nokta itibariyle; bugün ne Çerkes sürgün ve soykırımı, ne Çeçen/ İnguş sürgün ve soykırımı, ne de Kırım Tatarlarının sürgün ve soykırımları yeterince anlatılmıştır. Dünya kamuoyunu bu sürgün ve soykırımlar hakkında yeterli bilgiye sahip değildir.
Ruslar tarafından sürgün ve soykırıma uğratıldıktan sonra, büyük bir çoğunluğu ülkemizde iskân edilen ve birlikte yaşadığımız bu insanların yaşadıkları acılar konusunda bizler de yeterince bilgi sahibi değiliz. Kardeşlerimizin yaşadığı bu sürgün ve soykırımı dünya kamuoyuna duyurma konusunda ne yazık ki başarılı değiliz. Hükümetimizce, Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin I. Maddesinin; Rusya tarafından sürgün ve soykırıma tabi tutulan başta Çerkesler olmak üzere Çeçenler ve Kırım için uygulanması için etkin bir çalışma yürütülmelidir.
Rusya’nın yaşatmış olduğu her bir soykırımın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce resmen tanınması gereklidir. Ayrıca 18 Mart 2014 tarihinde yasa dışı bir şekilde Kırım’ın ilhakı ile devam eden Rusya’nın yayılmacı emellerinden vazgeçmesi ve Kırım Türklerine haklarının verilmesi konusunda etkin bir dış politika yürütülmesi gerekmektedir.
Yine, Rus yönetimine he fırsatta, günü geldiğinde göçe zorlayanların, göçe zorlanacağı gerçeği hatırlatılmalıdır. Bu vesile ile Türklüklerinden hiç taviz vermeden değerlerini hayatları pahasına savunan, 1944 sürgünü kurbanlarına Allahtan rahmet diliyorum. Rabbim tüm Türk coğrafyasında bir daha böyle sürgün ve soykırımı yaşatmasın inşallah…

Bu yazı 173 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum